Zeytin ağacı tarihten bugüne hep kutsal kabul edilmiş. Kutsal kitaplarda adı geçen zeytin, bereketin ve barışın simgesi olmuş. Homeros’un deyimiyle “sıvı altın” yani “zeytinyağı” geçmişten bugüne değerini korumuş, şifanın ve güzelliğin kaynağı olarak kabul görmüş. Ölümsüzlüğün simgesi olan zeytin ağacını korumak için Antik Yunan’da yedi bilgeden biri kabul edilen Solon, bu ağacı kesenlere ağır cezalar getiren kanunlar koymuş.

Sahip olduğu tüm kutsal değerleri hiçe sayıp, kalkınma adına zeytinliklere kıyılmış ve kıyılıyor olsa da, bu ağacı bağrına basan, bin bir özenle sakınarak meyve vermesini bekleyenlerin sayısı hiç de azımsanacak gibi değil. Kasım ayında zeytinin kıymetini bilen insanlarla beraber Urla’da Köstem Zeytinyağı Müzesi’nin açılışına katıldım.

zeytin

Güler ve Levent Köstem, zeytine gönül vermiş bir çift. 15 yıl önce Ali Ertan İplikçi ile birlikte planladıkları zeytinyağı müzesi ve onu çevreleyen organik zeytinlikler hayatlarının dönüm noktası olmuş. Açılışı yapılan Kösem Zeytinyağı Müzesi’nde zeytinin Anadolu tarihinde 3000 yıl öncesine kadar uzanan izlerinden, zeytin saklamak ve sıkmak için kullanılan sanayi devrimi öncesi aletlere ve günümüz modern teknolojilerine kadar uzanan bir yelpazede zeytinle ilgili her tür aleti görmek mümkün. Müzenin eğitici bir fonksiyona sahip olması için uğraş veren Köstem çiftinin yarattığı bu komplekste bir dinlenme eviyle ahşap ve seramik atölyeleri de bulunuyor. Müze aynı zamanda zeytinyağı üreticileri için de bir buluşma noktası sayılabilir. Türkiye’nin en önemli zeytinyağı markalarının yanında zeytine gönül vermiş ve yıllarca sürdürdükleri işlerini bırakıp, zeytin bahçeleri kurup, zeytinyağı üretmeye başlayan butik üreticilere de kapılarını açan müzede, bu altın suyun tadımını yapabilirsiniz.

ülkemizde zeytin