Kültürel ve tarihi özellikleriyle dikkat çeken Orta Anadolu’nun yüksek şehri Sivas, kurtuluş mücadelemizin bir nişanı olmakla kalmaz, aynı zamanda da ziyaretçilerini geçmişte bir yolculuğa çıkarır. Şehirde, geçmişin izleri hala canlıdır. Sivas Kongresi’nin yapıldığı Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi, 1892 yılında mülki idadi olarak açılmış ve 27 yıl sonra tarihi kararların alındığı Sivas Kongresi’ne tanıklık etmiş. 1924’ten 1981 yılına kadar lise eğitiminin verildiği bina, bugün müze olarak hizmet veriyor.

Alparslan’ın Anadolu’ya girişiyle birlikte, Sivas’ta inşa edilen dönem eserleri hala ayakta. Mermer taç kapısıyla ziyaretçileri büyüleyen Gök Medrese, 1271 yılında Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmış. Tuğla örgülü iki minaresi çinilerle bezeli. Sivas’ta Selçuklu sanatının başka örnekleri de var. Anadolu Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Hibetullah Burucerdi’nin oğlu tarafından 1271 yılında yaptırılan Buruciye Medresesi de sadece taş işçiliğiyle değil, çinilerinin güzelliğiyle de ünlü. Medreseler, konaklar, hamamlar, camiler ve daha birçok eserle zengin bir şehir olan Sivas’ın ilçeleri de ziyaret edilip, tarihe tanıklık etmiş bu eserler mutlaka görülmeli.

Kangal’ın Köpekleri ve Balıkları

 

Sivas’ın ünü sınırları aşan köpeklerini ve kaplıcasını tanımak için merkezden 85 km uzaklıktaki Kangal’a gitmek gerek. Anadolu çoban köpeğinden farklı bir ırk olan Kangal köpeklerinin kökeni konusunda farklı rivayetler var. Bir tanesi, bu köpeklerin kökenini Asur ve Babil dönemine dayandırıyor. Buna göre, kangal köpeği bir aslan ve kaplanın çiftleşmesinden dünyaya gelmiş. Bu köpekler o dönemde, insanları vahşi hayvanlara karşı korumakla kalmıyor, aynı zamanda savaşıyorlarmış. Bir başka rivayete göre, kangal köpeği, bir Hint mihracesinin Osmanlı Sultanı Yavuz Selim’e hediyesiymiş. Sarayda bir aslanla savaşan ve onu yenmeyi başaran bu köpek, sultanın ilgisini çekince, mihrace ona hediye etmiş. Ne yazık ki, Sivas yakınlarına savaşmaya gelen Osmanlı ordusu, yanındaki köpeği buralarda kaybetmiş. İşte, Kangal köpekleri de bu kayıp köpekten üremişler. 17. yüzyılda Evliya Çelebi, Kangal köpekleri için bir aslan kadar güçlü diye yazmış. Avrupa’daki çoban köpeklerinin de, kıtaya akınlara giden Osmanlılar’ın beraberindeki kangal köpekleri sayesinde ortaya çıktıklarına inanılıyor. Kangal köpeğinin Amerika kıtasına gelişi ise 1950’leri bulmuş ve 1970’lere kadar sadece besicilikle uğraşanlar arasında tanınmış; 1980’lere doğru köpek cinsi uzmanları tarafından kabul edilir hale gelmiştir. American Kennel Club (AKC) ancak 1996 yılında Kangal’ı cins olarak kabul etmiştir.